May 27

Staj mevsimi açılırken öğrenci arkadaşlara tavsiyelerim:

Önümüz yaz, staj mevsimi açılmak üzere. Ben de staj yapacak mühendislik öğrencisi arkadaşlara tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Tabi ki ana hedef kitlemiz elektrik-elektronik ve bilgisayar mühendisliği öğrencisi arkadaşlar.

1 – Stajların en önemli katkısının gelecekte nasıl bir işte çalışmak istediğinize dair fikir edinmeniz olduğuna inanıyorum. Bu nedenle stajlarınızı mümkün olduğunca alanınızın farklı uygulamalarının yapıldığı şirketlerde yapmalısınız. Böylelikle hangi alanın size daha uygun olabileceğini görebilirsiniz.
Continue reading

Tem 11

Teknoloji Bağımsızlığı


Son dönemde özellikle İsrail ile yaşanan kriz sonrası “teknoloji bağımsızlığı” konusu oldukça sık tartışılmaya başlandı. İsrail’den aldığımız insansız uçakların, İsrailli operatörlerin ülkemizi terketmesiyle atıl duruma geçmesi bir kez daha konuyu gündeme taşıdı.

Ülkemiz savunma sanayi harcamalarında dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Savunma harcamalarımızın yarısını yurtdışından alınan teknolojiler oluşturuyor. İsrail ile de başta insansız hava araçları olmak üzere, değişik alanlarda yıllık 2 milyar dolarlık savunma alımımız var. Bütün bunlar düşünüldüğünde teknolojik bağımsızlık konusunun önemi daha da ortaya çıkıyor.

“Her musibette bir hayır vardır” sözü bu yaşanılanlara tam olarak uyuyor. Yaşanılan krizle beraber herkes “bu teknolojileri kendimiz üretemiyor muyuz” gibi soruları sormaya başladı. Ve ortaya çıktı ki Türkiye’de son  yıllarda bu konuda ciddi gelişmeler oluyor.

Artık kullanacağımız teknolojileri kendi bünyemizde üretmemizin önemi iyice ortaya çıkmıştır. Bundan sonra hepimiz bunun için çalışmalıyız. Son olarak Friendfeed üzerinde İsrail’le yaşananlar üzerine yazdıklarımı sizinle paylaşmak istiyorum:

“İsraile ait bisküvi, meşrubatları vs… tüketmemekle birşey olmaz arkadaşlar. Gerçekten birşeyler yapmak istiyorsanız işinizi en iyi şekilde yapın. Yazılımcıysanız İsrailden aldığımız yazılımlara alternatif yazın, mühendisseniz İsrailden aldığımız teknolojileri yerli olarak geliştirin. Yapabileceğiniz en iyi şey bu inanın!”

Fotoğraf: Yerli İnsansız Uçağımız Bayraktar

Mar 02

Elektronik mühendisi olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

Geçtiğimiz yıllarda elektronik mühendisliğinde okuyan öğrenci arkadaşlarımıza az da olsa yardımcı olabilmek ve kafalarındaki sorulara cevap verebilmek için “Elektronik mühendisi adaylarına tavsiyeler”  adlı bir yazı hazırlamıştım. Bu yazıyla ilgili birçok geri dönüş alıyorum. Tabi ki bu beni oldukça mutlu ediyor.Aldığım geri dönüşlerdeki ortak nokta “gelecek kaygısı”. Elektrik-Elektronik/ Elektronik ve Haberleşme mühendisliği bölümlerinde okuyan mühendis adaylarının ortak sorusu şu: elektronik alanında iş bulabilecek miyiz?

Evet Türkiye elektronik alanında önde gelen ülkelerden değil. Belki de ülkemizde bir elektronik sektöründen bile bahsetmek çok güç. Ama ben o kadar da kötümser değilim. Başta savunma sanayii olmak üzere ülkemizde çok sağlam işlerin yapıldığı iş kolları mevcut. Varlığından haberimiz bile olmayan birçok projede Türk mühendisleri ve teknisyenleri çok başarılı işler çıkartıyorlar.

Üniversite yıllarımda ben de elektronik alanında sevdiğim türden bir iş bulabilecek miyim diye kaygılanmıştım. Bugün birçoğumuz “acaba iş bulabilecek miyiz” diye bu kaygıları yaşıyor. Yaşadığımız ekonomik kriz zaten zor olan şartları iyice zorlaştırdı. Ancak yine de karamsarlığa düşmek için pek bir sebep göremiyorum. Elektronik gibi dünyanın son 50 yılda bu kadar değişmesine sebep olmuş bir alanda hala çok büyük fırsatların ve imkanların bulunduğuna inanıyorum.

Yaşanılan kaygıların en temel sebeplerinden birisi ülkemizdeki “elektronik mühendisliği” eğitimidir. Okul yıllarında bizlere öğretilen hiçbir konuyu “ileride bunları kullanarak birşeyler üreteceğiz, çözümler yaratacağız” duygusuyla öğrenmeyiz. Sanki bize öğretilenler diğer ülkelerde teknolojileri geliştiren mühendislere öğretilenlerden farklı, eksik bilgilerdir. “Teknoloji üretmek sizlerin değil Amerikalı, Alman, İsrailli… vs. yüce(?) beyinlerin işidir” mesajı beyinlerimize kazınır. Bu aslında her alanda içimize yerleşmiş olan “aşağılık kompleksinin” bir ürünüdür. Bu kompleksler çoğu zaman da “yerli” olan herşeyi aşağılamak olarak kendini gösterebilmektedir.

Suçu eğitim sistemine atıp kurtulmak gibi bir lüksümüz yok tabi ki. Burada asıl görev bizlere düşmektedir. Elektronik mühendisleri ve mühendis adayları olarak kendimizi çok iyi yetiştirmek durumundayız ve bunun için öğrencilik yıllarımızda çalışmalara başlamalıyız. Çalışmaktan kastettiğim derslerimiz dışında kendimize değer katmak ve geleceğimizi şekillendirmek adına yapabileceklerimiz. Şunu unutmayalım ki “sektörde ciddi anlamda kaliteli mühendis AÇIĞI” bulunmaktadır. Evet işsizlikten bahsedilen bir ortamda eleman açığından bahsedilmesi kulağa tuhaf gelse de bu bir gerçek. Sorun şu ki üniversitelerin mezun ettiği insan gücüyle endüstrinin talep ettiği insan gücü profili birbiriyle uyuşmuyor. Bu nedenle de diplomalı işsiz enflasyonu yaşanıyor.

Çok bilinen bir sözde söylenildiği gibi “karanlığa küfredeceğimize bir mum da biz yakmalıyız”. İçinizdeki “elektronik” aşkını öldürmemeniz dileğiyle…

Kas 28

Biz Bilgi İşçileri ve Verimlilik

Bugün birçoğumuz hayatımızı “bilgi” üzerinden kazanıyoruz.Fiziki olarak ürettiğimiz hiçbirşey yok.Şirketlerimiz bizim kas gücümüzle hiçbir şekilde ilgilenmiyor.Çoğu zaman akşama kadar yerimizden bile kalkmıyoruz.Tabi bütün bunlar gerçekten birşeyler üretmediğimiz anlamına gelmiyor.Biz bilgi üretip bilgi dönüştürüyoruz.Bizler “bilgi işçileriyiz”.

Bilgi işçiliği kavramını ilk olarak Peter Drucker 60’lı yıllarda ortaya attı.O günden beri de birçok yönetim kitabının konusu oldu.Bilgi teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla hayatını “bilgi”’den kazanan insanların da sayısı oldukça arttı.

Peki mensubu olduğumuz bilgi işçileri hakkında ne biliyoruz? Yöneticiler bilgi işçilerine nasıl muamele edeceklerini biliyorlar mı? Bilgi işçilerinin verimliğinin artırılması neden bu kadar önemli?

Bu tür sorular belki de daha çok “endüstri mühendisliğinin “ alanına giriyor.Peki neden bu konuya genellikle elektronik ve gömülü sistemler gibi konularda yazılar yazdığım sayfamda yer veriyorum.Çünkü mühendisler olarak bizler de bilgi işçileriyiz ve çalışma alanlarımızın geleceğini verimliliğimizi ne kadar artırabildiğimiz gösterecek.

Kendi çalıştığım dal olan “yazılım” bilgi işçiliğinin tam bir uygulaması.Tamamen insan aklının üretkenliğine dayalı bir meslek.Ortaya çıkan ürün fiziki değil,bir işlemcinin içinde çalışan kodlardan ibaret.Ancak yaptığı şeyler muazzam.Bugün dünyayı yazılımlar yönetiyor dersek fazla abartmış olmayız.

Yazılım projeleri aynı zamanda kötü bir şöhrete de sahip.Yapılan araştırmalar ve istatistikler birçok yazılım projesinin bütçesini,süresini aştığını ve hatta birçoğunun tamamlanmadan iptal edildiğini gösteriyor.Yani yazılım dünyası bir verimlilik krizi yaşıyor.

Verimliliğimizi artırmak kendi yaşam kalitemiz açısından da önemli.Hayatımızın bir kaçınılmaz gerçeği haline gelen uzun çalışma saatleri de yaşadığımız bu verimlilik krizinin uzantılarından biri.Ne kadar çalışırsak çalışalım işler sanki hiç bitmiyormuş gibi görünüyor.Hep denildiği gibi “yazılım projeleri asla bitmez”.Bunda yazılımların kolay değiştirilebilir, “soft” bilinmesinin de katkısı var.Gömülü yazılımların geliştirme süreci üzerlerinde çalıştıkları donanımlarla birlikte tamamlansa da aynı şeyi PC ve web tabanlı yazılımlar için söylemek güç.

Bilgi işçileri konusunda en çarpıcı görüşlere sahip olan Peter Drucker “çağımızın en büyük meydan okuması bilgi işçilerinin verimliliğinin artırılması olacaktır” demekle konunun ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır.Sanayi çağınının üretkenlik krizi Taylor’un düşünsel temellerini attığı “bilimsel yönetim” ilkeleriyle aşılmıştır.Kol işçilerinin çalışmalarını izleyerek birim zamanda yapılan işi en yüksek noktaya çıkarmanın yollarını aramış olan Frederic Taylor, verimli çalışmanın ilkelerini ortaya koymuştu.Tabi burada bahsettiğimiz iş beden gücüne dayalı olanlar.Bilimsel yönetim ilkelerinin uygulanmasıyla birlikte verimlilik oldukça artmış ve ülkelerin refah seviyesi yükselmiştir.

Günümüzün üretkenlik krizinin aşılması bizlerin yani bilgi işçilerinin verimlerinin artırılmasıyla doğrudan ilgilidir.Yaptığımız işleri için birçok bilgi edinmemiz gerekiyor.Ancak bu arada bu işleri “nasıl” yaptığımız üzerine de iyice düşünmemiz ve “daha iyi” yollar bulmamız gerekiyor.Aksi takdirde kendi verimsizliklerimizin kurbanı olabiliriz.Bundan sonra “verimlilik”konusunda öğrendiklerimi ve kendi gözlemlerimi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Ağu 10

İşbirliğini öğrenebilecek miyiz?


İş ilanlarına baktığımızda çoğu zaman “takım çalışmasına yatkınlık”, “ekip ruhu” gibi ifadeler görürürüz.Karmaşıklığı gittikçe artan projeler giderek daha fazla kişinin bir arada çalışmasını gerektirmektedir.

Etrafımızdaki mühendislik ürünlerine bir baktığımızda birkaç istisna dışında birçok ürünün birden fazla disiplinin bir arada çalışması sonucu ortaya çıkmış olduğunu görürürüz.Örneğin otomobiller tasarımcıların, makina , elektronik, yazılım , malzeme ve kontrol mühendislerinin ortak ürünüdür.Ortaya bir ürün çıkartmak için birçok mühendislik dalının ortak çabası gerekmektedir.

Hal böyle olunca “ekip çalışmasına yatkın olmak” projelerde yer alacak mühendisler için ihtiyaç duyulan kişisel özelliklerden biri oluyor.Peki takım çalışmasına yatkın olmak acaba insanların doğuştan sahip olabileceği bir özellik midir yoksa sonradan kazanılabilinir mi?

Eğer ilk cevabı kabul edersek elimizden pek fazla şey gelmeyebilir.Ancak ikinci cevap için yapılabilecek şeyler var.Bu konu biraz da mühendislerin nasıl yetiştirildikleri ile alakalı.

Mühendislik fakültelerinde ekip çalışmasının uygulanabileceği şeyler ödev çalışmaları, bitirme tezleri ve makaleler olabilir.Ancak genel duruma baktığımızda bunların birçoğunun tek bir kişi tarafından yapıldığını görürürüz.Yurtdışındaki örneklerin aksine ülkemizde birçok bitirme projesi ve yayınlanmış makale tek bir kişinin ürünüdür.Buradan üniversitelerimizde “ekip “ çalışmasının çok da görülmediği sonucunu çıkarabiliriz.

Günümüzde çok farklı alanlar bir araya gelerek yepyeni araştırma konuları doğuruyor : Genetik + Bilgi teknolojileri = Biyoteknoloji , Malzeme bilimi + elektronik = nanoteknoloji vs… Birbirinden çok farklı alanlardaki araştırmacılar ve mühendisler bir arada projeler yürütüyorlar.

İşbirliği alanındaki açıklarımızından bir diğeri de üniversiteler ve sanayi arasındaki kopukluk.Herbiri kendi dünyasında kendi dertleriyle uğraşırken birçok fırsatı da kaçırıyoruz.İşbirliğine en çok ihtiyacımız olan alan da bu sanırım.

Eğer ciddi mühendislik projeleri gerçekleştirmeyi hedefliyorsak takım çalışmasını ve işbirliğini her seviyede ve tam olarak gerçekleştirmek zorundayız.Bu konuda bireylere de kurumlara da görevler düşüyor.Benim aklıma gelen çözümler şunlar:

Çeşitli mühendislik bölümlerinde okuyan öğrenci arkadaşlar bir araya gelerek çok-disipinli projeler üretebilirler

Kendilerini sadece bir alanda değil gelecekte işbirliği içinde olacakları muhtemel alanlarda da geliştirebilirler.Örneğin ileride elektronik sistem donanımları tasarlayacak bir mühendis adayı bu donanımlara yazılım hazırlama konusunda da belirli bir temel edinebilir.

Üniversitelerdeki öğretim görevlileri değişik bölümlerle bir araya gelerek ortak çalışmalar yapabilirler.

Yine öğretim görevlileri öğrencilerine takım çalışması içinde gerçekleştirebilecek projeler verebilirler.

Mühendislik fakültelerinde bireyleri iş ortamına hazırlayacak özel dersler açılabilir.

Etrafımızdaki mühendislik ürünlerine bir baktığımızda birkaç istisna dışında birçok ürünün birden fazla disiplinin bir arada çalışması sonucu ortaya çıkmış olduğunu görürürüz.Örneğin otomobiller tasarımcıların, makina , elektronik, yazılım , malzeme ve kontrol mühendislerinin ortak ürünüdür.Ortaya bir ürün çıkartmak için birçok mühendislik dalının ortak çabası gerekmektedir.

Günümüzde birçok disiplinin bir arada çalışarak bir ürün ortaya çıkartması oldukça sıradan bir durum halini almıştır.İşbirliği ve ekip çalışması artık farklı coğrafyalardaki mühendisleri bile içine almıştır.Bugün birçok firmanın dünyanın farklı noktalarındaki araştırma merkezlerindeki çalışanları aynı proje üzerinde çalışmaktadırlar.

Artık bizler de işbirliği ve ekip çalışması kültürünü kendimize kazandırmak zorundayız.Günümüzün hızlı teknoloji yarışında ön sıralarda yer almak istiyorsak başka çaremiz yok.