Şub 13

Dijital Eğitim Devrimi: Bahanelere son!

Üniversite yıllarımdayken MIT (Massachusetts Institute of Technology) bazı mühendislik bölümlerindeki derslerinin video kayıtlarını internete koymaya başlamıştı. Henüz Youtube gibi platformlar olmadığından videoları kendi sunucularında Realtime formatında sunuyorlardı. Bunu yaparken de “videoların sunucularımızda barındırılması oldukça masraflı şeyler, yardımlarınızı bekliyoruz” tarzı serzenişlerde bulunuyorlardı. Şimdi saatlerce uzunluktaki videoları internete ücretsiz olarak yükleyebildiğimizi düşününce insan bu kısa sürede nereden nereye geldik diye düşünmeden edemiyor.

MIT derslerinden ilk izlediklerim Prof. Anant Agarwal’ın “Circuits and Electronics” dersleriydi. Aslında baktığımız zaman kendi üniversitelerimizde bize anlatılan konulardan bir fark yoktu (Evet uzay mekiği yapan mühendisler de bizimle aynı konuları görüyorlarmış aslında!). Anlatım tarzı biraz farklıydı tabi. Önce tahtaya formüller doldurulup öğrencilerin dumura uğratılması yerine konunun mantığı güzel örneklerle kavratılıp sonra formüllere dökülüyordu.

Continue reading

Şub 07

Sayısalcılar, sözelciler… I modeli İnsan,T Modeli İnsan….

Eğilimlerimize ve yeteneklerimize göre gruplara ayrılmamız (ya da buna zorlanmamız) galiba ilk olarak lise yıllarımızda oluyor. Fen – matematik ya da Türkçe – Sosyal kısımlarından birisini seçerek bir anlamda gelecek için yolumuz da çizilmiş oluyor. Sanırım bu yöntem insanların ya sayısal zekaya ya da sözel zekaya sahip olduğu gibi keskin bir varsayıma dayanıyor. Yani bir öğrenci ya matematik, fen derslerine yatkındır ve bu konuda başarılı olacaktır, ya da dil, felsefe, tarih vs… gibi konulara yatkındır.  Bir de hem ondan hem ondan olsun denilerek Türkçe – Matematik bölümü vardı. Herhalde bu da sözel olarak bilinen ama matematiksel bir altyapıya da sahip olunması gereken hukuk gibi alanlar için düşünülmüştü. Bizim zamanımızda bölümler bu şekildeydi. Şu an değiştiyse bilemem.

Lise yıllarımda hatırladığım şey elektronik, bilgisayar programlama gibi şeyler benim için oldukça ilgi çekici konular olmasına rağmen okuldaki kimya ve fizik gibi derslerden pek zevk almıyordum. Şimdi bunun teoriden çok pratiğe dayalı şeyleri daha çok sevmemden kaynaklandığını biliyorum. Ama o yıllarda bir sayısal öğrencisi olarak başarısızlık işareti sayılıyordu bütün bunlar. Son sınıfta kimya ve matematik derslerimin oldukça kötü ama felsefe, sosyoloji derslerimin 5 olduğunu hatırlıyorum (evet sayısal bölüm öğrencisi olarak bu dersleri görüyorduk ve şimdi okulumun kıymetini daha iyi anlıyorum). Bir sayısal öğrencisi için oldukça çelişkili bir durumdu aslında. Bu durumu gören biri “bu çocuk yanlış bölüm seçmiş” diyebilirdi.

Continue reading

Şub 03

Can sıkıntısı

Son günlerde en çok hissettiğim duygulardan biri herhalde can sıkıntısıdır. Biraz yoğunluktan biraz da sevdiğim işlerle çok uğraşamamaktan olsa gerek oldukça canım sıkkındı. Bloguma da uzun zamandır yeni yazı yazamamıştım. Açıkçası da şu sıralarda da birşeyler yazmak için gerekli motivasyonu kendimde bulamıyorum. Biraz dinlenmeye ihtiyacım var belki de…

Yaş ilerledikçe insan biraz daha farklı şeyler düşünmeye başlıyor. Sanırım 30 yaşına girmeme çok az kaldığından dolayı bir çeşit başkalaşım yaşıyorum. İnsan yaş ilerledikçe neredeyiz, neler yapacağız vs… daha çok sorgulamaya başlıyor. Önceden çok daha ilgilendiği şeyler artık ilgisini daha az çekmeye başlıyor. Sadece eğlence olsun diye uğraştığı şeyler daha az keyif verir hale geliyor.

* * *

Arduino konusunda en son yazdığım yazı konusunda oldukça tartışma yaşandı. Arkadaşım Ahmet Alpat da  geçenlerde mühendislik öğrencileri konusunda oldukça sert üslüplu bir yazı yazdı. Genel olarak baktığımda benim ve Ahmet’in yazdıkları bazı konulara dikkat çekmek için yazılmış yazılar. Ahmet’in üslübu biraz sert olsa da yorumlara baktığımızda yine yazıda bahsedilen mazaretlerin üretildiğini görüyoruz. Öğrenci arkadaşlara kısaca söyleyeceğim şey ne istediğinizi bulun ve onun için çalışın! Kısır tartışmalardan fayda gelmeyecektir…

* * *

Öğrencilik yıllarında ben de kendimi nasıl geliştirebilirim, neler yapabilirim diye soruyordum doğal olarak. Ancak şunu söylemeliyim ki kendini geliştirmenin (ve diğer herşeyin) bir bedeli var. Asıl sorun bu bedeli ödemeye hazır mıyız? Daha da önemlisi kendimizi gerçekten geliştirdikten sonra o “gelişmişliğimizi” kullanabilecek imkanlar / ortamlar / zamanlar bulamadığımızda bunun ağırlığını kaldırabilecek miyiz? Kullanılamayan bilgi ve tecrübeler insanda baş ağrısına da yol açabiliyor. Aynı şarkıdaki gibi: Ne kadar çok şey bilirsen o kadar bela başa“…