Nis 30

İnsan öldüren yazılımlar

Bugün etrafımızda birçok sistem insan kontrolü olmadan çalışıyor. Asansörümüze binip gitmek istediğimiz katın butonuna basıyoruz ve o bizi istediğimiz kata götürüyor. Arabalarımızın motoru kendini en optimum seviyede çalışacak şekilde ayarlıyor. Otomatik kahve makinesi bizim için kahvemizi otomatik olarak hazırlıyor, hem de istediğimiz şeker seviyesiyle.

Artık uçakları, füze savunma sistemlerini de büyük oranda içlerindeki yazılımlar kontrol ediyor. Kısacası gömülü yazılımlar hayatın her alanında çalışıyorlar. Hal böyle olunca yazılımlar çok kritik roller oynuyor. Oluşabilecek hatalar can kayıplarına ve büyük hasarlara yol açıyor. Geçmişte olmuş büyük yazılım hatalarına bir göz atalım isterseniz:

Arienne 5 füzesi faciası:
4 Temmuz 1996 günü Arienne 5 füzesi fırlatıldıktan 40 saniye sonra havada infilak etti. Olayın sonrasında yapılan soruşturma sonucunda kazanın bir yazılım hatasından olduğu ortaya çıktı. Arienne 4 füzesindeki yazılım Arienne 5’e uyarlanmıştı. Modül bazında testler yapılmıştı ancak genel sistem testleri zaman sıkışıklığından dolayı tam olarak gerçekleştirilmemişti. Arienne 5 füzesinin uçuş profili Arienne 4’ten farklı olduğundan kalkıştan kısa bir süre sonra bir değişkendeki taşma sonucu kontrol sistemi devre dışı kaldı. 500 milyon dolarlık kayıba malolan bu hata tarihteki en pahalı yazılım hataları arasında yerini aldı.

Hedefi Iskalayan Patriot Füzeleri:
25 Şubat 1991 tarihinde Körfez Savaşı sürerken Amerika’nın İsrail’e yerleştirdiği Patriot füzelerinden biri Irak’tan gelen Scud füzesini ıskaladı ve bir Amerikan askeri barakasına isabet eden füze 29 Amerikan askerinin ölümüne yol açtı. Daha sonra yapılan incelemede Patriot füzelerinde zaman hesaplamasında kullanılan 24 bitlik sabit noktalı değişkende oluşan hatanın buna neden olduğu anlaşıldı. 100 saat açık kalan füze sistemindeki zaman hatası 0.34 saniyeyi bulmuştu ve bu da füzenin 500 metrelik bir sapma yapmasına neden olmuştu.

Therac-25 tedavi cihazındaki hata:
Therac-25 hastalara belirli dozlarda radyasyon uygulayarak tümörlerin yok edilmesinde kullanılan medikal bir cihazdı. Cihazın kullanımında iki farklı mod bulunuyordu: Düşük güç modu ve yüksek güç modu.Düşük güç modunda düşük seviyedeki elektron ışını hastaya direk olarak uygulanıyordu. Yüksek güç modunda ise otomatik olarak hastayla cihaz arasına metal bir plaka koyuluyordu.

Operatörün cihaza önce yanlışlıkla yüksek güç moduna geç komutu vermesi ve ardından bunu iptal edip düşük güç moduna alması sonucu cihaz bir hata mesajı verir. Aslında hata mesajı verdiği durumda sinyalin hastaya uygulanmamış olması gerekirken yüksek güçlü radyasyon hastaya uygulanmıştır. Operatörün işlemi birkaç kere tekrar etmesiyle hastaçok büyük oranda radyasyona maruz kalır. Cihazdaki hata sonucu 1985-1987 yılları arasında 6 kişi hayatını kaybetti.

Bütün bu tarihi trajedilerden gömülü yazılımların ne kadar kritik roller oynayabileceğini görmüş oluyoruz. Tabi aynı zamanda ne kadar ciddi sonuçlara yol açabileceklerini de. Günümüzde hala “hatasız yazılımlar”ın arayışı devam etmektedir.

Linkler:

http://en.wikipedia.org/wiki/Ariane_5_Flight_501

http://en.wikipedia.org/wiki/Therac-25

http://en.wikipedia.org/wiki/MIM-104_Patriot#Failure_at_Dhahran


Nis 13

Bir üniversite ziyareti ve düşündürdükleri…

Yüksek lisans sınavı için başvurumu İstanbul’daki özel üniversitelerin birinde gerçekleştirdim. Gittiğim saat tam öğle tatiline denk geldiğinden bu bir saati değerlendirecek birşey aradım. Tabi ki aklıma ilk gelen üniversitenin kütüphanesini görmek oldu.

İstanbul’un göbeğindeki bu üniversite adeta bir “alışveriş merkezi “ havasındaydı.Yürüyen merdivenler, mağazalar, banka şubeleri, kuaför ve hatta ünlü kahve zincirlerinden birinin şubesi bile vardı. Böyle bir manzaradan sonra okulun kütüphanesini iyice merak etmiştim. Orası da oldukça büyük olmalı diye düşündüm.

Kütüphanede gördüklerim benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Bir üniversite için oldukça cılız bir kütüphaneydi. İlk işim elektronik mühendisliği ile ilgili kitapları bulmak oldu. Bu da benim için ikinci bir hayal kırıklığıydı. Elektronik mühendisliği eğitimi de verilen bu üniversitenin elektronik mühendisliği alanındaki kitapları yok denecek kadar azdı. Bir an “belki de kitapların çoğu öğrenciler tarafından alınmıştır “ diye umutlansam da ilgili kitaplara ayrılmış bölümün küçüklüğü bu umudumu da söndürdü. Kendi kendime  “ne olacak bu memleketin hali” diye iç geçirdim umutsuzca.

Kütüphanenin genel havası da kendi üniversite yıllarımda gördüğümden çok da farklı değildi: Sohbet etmek için orada bulunan öğrenciler, sadece ödev yapanlar, gazetelere göz gezdirenler… Sınav zamanları da olmasa sanırım kütüphaneye kimse uğramayacak.

Söz üniversite kütüphanelerinden açılınca aklıma hep üniversitedeyken yaşadığım bir olay gelir: Bir ikinci sınıf öğrencisi şunları söylemişti “aa burası kütüphane mi? İki senedir burdayım ilk defa geliyorum”. Bu sözleri söylerken yaptığından gurur duyarmış gibi alaycı bir havası vardı. Bu arkadaş da sanırım bugün üniversite mezunu bir “aydın” olarak ortalıkta dolaşıyordur.

Üniversitelerimizin kütüphanelerinden belki de ülkemizde üniversite eğitiminin seviyesini anlayabiliriz. İçi insan kaynayan, herkesin birşeyler okuyup araştırdığı ama buna rağmen çıt çıkmayan bir kütüphane manzarası ne yazık ki ülkemizde çok görülür birşey değil. Ülkemizdeki bütün üniversiteleri gezmedim, eğer böyle bir kütüphane manzarası gördüyseniz lütfen bana bildirin.

Kütüphanesinde elektroniğe dair kitap sayısı yok denecek az olan bir üniversitede verilen elektronik mühendisliği eğitimi… Ne alakası var diyebiliriz belki… Ve yine kaldığımız yerden devam edelim. Efendim ülkemizde ar-ge’ye önem verilmiyor… Nitelikli işgücü bulamıyoruz… Bilgi çağını yakalamalıyız…Nerde kalmıştık?

Nis 07

İşlemcimizi tasarlasak da mı kullansak tasarlamasak da mı?

Uzunca süredir bir yarışma devam ediyor: Türkiye İşlemcisini Tasarlıyor. Yarışmayla birlikte birçok tartışma da beraberinde geldi. Yarışmanın ismi oldukça iddialı olduğundan olsa gerek buna karşı bazı eleştiriler de oluyor. Türkiye’de bir işlemci üretmenin zorluklarından tutun da zaten dünya pazarını ele geçirmiş şirketlerle aşık atmanın imkansızlıklarına kadar…

Yarışmanın adı işlemci tasarımı olarak geçiyor olsa da aslında asıl amaç bu değil sanırım. Ülkemiz gibi teknoloji tüketimi konusunda ilk sıralarda bulunan ancak üretiminde adı bile geçmeyen bir ülkede böyle bir yarışmanın önemli bir misyonu var: Konuya dikkat çekmek ve bu alanda yapılacak çalışmaları teşvik etmek. Bu açıdan bu yarışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Continue reading